0 Paylaşım 44 Okunma

Türkiye Sinemasında İlkler

Sinema Türkiye’de : Türkiye’de projeksiyon makinesiyle film ilk defa, 1896-1897 yıllarında İstanbul’da, Galatasaray’da bulunan Sponek birahanesinde gösterilmiştir. Eldeki sayılı kaynaklara göre, adı bilinmeyen bir Fransız ressamı, daha önce Saray’da başlattığı bu gösterileri halka göstermiştir. Buna o zaman sinema değil, “canlı fotoğraf” denilmişti. İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği yıl, ülkemizde yerleşmiş bir Lehli olan Sigmund Weinberg, Tepebaşı’nda eskiden yıkılmış olan eski komedi tiyatrosunun bulunduğu binada ilk sinema salonunu açtı. Adı “Pathe” sinemasıydı. Çünkü, ülkeye ilk fotoğraf aletini de getirmiş olan bu Weinberg, Pathe’nin sayısız acentelerinden biri olarak Türkiye temsilciliğini üzerine almıştı.

Birinci Dünya Savaşı başladığı sıralarda yedek subay olan Fuat Uzkınay, vaktitle Ruslar’ın Ayestefanos’a (Yeşilköy’ün o zaman ki adı) geldikleri sırada dikilmiş olan sütunun, 1914′de havaya uçuruluşunu filme çekmişti. Böylece ilk aktüalite ve belge filmcisi ve Türk operatörü, Fuat Uzkınay olmuştur. 1914 yılı, ilk yerli filmin çevrilmeye başlandığı tarihtir. Arşak Benliyan ve arkadaşları tiyatro kumpanyası, Moliere’nin “Zor Nikah”ından aktarılmış “Himmet Ağa’nın izdivacı” komedisini filme çekmeye başlamışlardı. Fakat oyunculardan bir kısmının askere gitmesi sonucu film çok sonra tamamlanmış, 1918-1919 yıllarında gösterilebilmiştir.  Sinema, dışarıdan daha çok önce okullarda yer bulmuş oldu. Daha 1910 yılında, İstanbul Sultanisi (Lisesi) nde dahiliye şefi olan Fuat Bey (Uzkınay), Pathe sinemasının makinistinden film göstermeyi öğrenmişti. Sonra okul müdürü Ebülmuhsin Kemal Bey’i kendine destek olarak okulda film gösterilmesini sağladı. Fuat ve Şakir Beyler İstanbul Sultanisinde gösterilecek filmleri seçmekle görevlendirildiler. 1922′de Kemal Film, film yapmaya başladı. Haliç’te ki Defterdar fabrikasının dikim evini tuttular ve stüdyo haline getirdiler. Kemal filmin o yıldan başlayarak bütün çevirdiği filmleri, rejisör Muhsin Ertuğrul yönetmiştir. Muhsin Ertuğrul, Hariciye vezne memuru Hüseyin Hüsnü Bey’in oğluydu. 1892′de İstanbul’da doğmuştu. Mercan İdadisinde okudu.

Modern Fotoğraf Sanatı

İlkin 1908′de, Burhanettin Bey’in Tepsi tiyatrosunda figüranlıkla sahneye çıktı. 1911′de tiyatro üzerine çalışmak üzere Paris’e gitti. Bir yıl kaldıktan sonra İstanbul’a döndü. Teşkilatçı ve çalışkandı. Hemen “Ertuğrul Muhsin ve arkadaşları” adıyla bir kumpanya kurdu. Ertesi yıl, Darülbedayi’e (Şehir tiyatrosu) rejisör yardımcısı olarak girdi. İlk önce, Henri Bernstein’den çevirdiği “Fahişe”yi sahneye koydu ve oynadı. O zaman için hayli cesaret isteyen bir eserdi. Genç Muhsin’in şöhreti çabuk yayıldı. 1916 ve 1918 yıllarında Berlin’e gitti. İkinci gidişinde sinema işleriyle ilgilendi.

1921′de tekrar Berlin’e gittiği zaman “Samson”, “Siyah Lale”, “Şeytana tapanlar”, “Ölüm kervanı” gibi filmlerde rol aldı. Alman anlatım sanatının etkisinde kaldı. 1922′de İstanbul’a dönünce, Kemal filmin rejisörlüğünü üzerine aldı. Muhsin Ertuğrul, 1922 ve 1923′de, Kemal film hesabına altı eser verdi. 1922′de çevirdiği “İstanbul’da bir facia-i aşk”, konusunu gerçek bir olaydan almıştı. Bu yüzden çok tutuldu. Yine bu yıllarda pek çok filmler çevirdi. Bunlardan “Nur baba”, konusunu Yakup Kadri’nin bir romanından almıştı. Sinema çok daha gelişip ilerledikçe mükemmel bir gelişme gösterdi ve günümüze kadar geldi. Bir yandan yerli filmler yapılmaya başlandıkça, İstanbul’da sinema salonları da çoğaldı. Beyoğlu sinemaların en toplu bulunduğu yerdi. Bu sinemaların pek çoğunu adı yabancıydı. 1933′de toplanan Dil Kongresi’nden sonra Üniversiteliler’in harekete geçmesi üzerine adlarını Türkçe adlarla değiştirdiler.

Ayastefanos

1919-1950 yılları, yerli filmciliğimizde bir bolluk mevsimi oldu. Yeni-yeni firmalar, yeni-yeni rejisörler film yapmaya, film çevirmeye başladılar. O tarihte ki sınırlı imkanlara ve kısıtlı olanaklara göre oldukça başarılı ve güzel filmler çevirdiler. Türk sineması 1970′li yılların sonlarına kadar en güzel ve altın dönemini yaşamıştır. Bu yıllardan günümüze gelinceye kadar da pek gelişme gösterememiş ve geçmişte ki o güzel eserler bir hatıra ve nostalji olarak kalmıştır

İlginizi Çekebilecek Yazılar

İnhibitörler (Engelleyiciler)
Biyoloji
0 paylaşım1399 okunma

İnhibitörler (Engelleyiciler)

Esra Şahin - Nis 01, 2018

Bitkilerin pek çoğu doğal olarak gelişmelerini önleyen, ancak doğal savunma mekanizmalarının parçası olan kimyasal bileşikler üretmektedirler. Ürettikleri bu maddeler, kimi zaman ananas bitkisindeki…

Karl Barth (İsviçreli Kalvenci 1886 – 1968)
Biyografi, Din
0 paylaşım1060 okunma

Karl Barth (İsviçreli Kalvenci 1886 – 1968)

Esra Şahin - Nis 01, 2018

Hiç de öyle eğlenceli değil. Yeni başlayanlar için söyleyelim, bir önceki yüzyılın, insan ile Tanrı‘yı aşağı yukarı aynı kefeye koyup insanoğlunun ilerleyişi üzerine…

Paul Tillich (Alman Lutherci 1886 – 1965)
Biyografi
0 paylaşım1310 okunma

Paul Tillich (Alman Lutherci 1886 – 1965)

Esra Şahin - Nis 01, 2018

Paul Tillich (ABD’ye Yerleşmiş Alman Mülteci, Lutherci) Tepeden tırnağa modern ve biraz da insan. Paul Tillich teoloji, insan sorar Tanrı yanıtlar formatına sahip,…

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmıyacaktır.

Benzer Kategoriden Yazılar