0 Paylaşım 87 Okunma 1 Yorum

Modern Fotoğraf Sanatı 14. Bölüm

Sesli Sinema: 1927 sonbaharının ortalarına doğru sesli sözlü (şarkılı) bir film gösterildi. Bu film Warner Bros ve Vitaphone stüdyolarından çıkmıştı. Baş rolü oynayan bir müzikhol şarkıcısı olan Al Jolson‘du. Bunun sevincinden ölen Samuel Warner‘den başka hiç kimse bu çılgınca tecrübenin sonucunu tahmin edememişti. Giderilmesi olanaksız güçlükler vardı. Stüdyoların teknik bakımdan yetersiz, salonların ses düzenini ayarlama işi ve sonunda seyircilerin zevkine göre film çevirme meselesi zor bir iştir. Sesli sinema araştırmacıları, seyircilerin zevkinin gürültüye doğru yakınlık gösterdiğini saptıyordu. Halk gürültü istiyor, yerinden kaldırılan bir sandalyenin sesinin, hareket eden bir trenin sesine benzemesi izleyenlere vız geliyordu. Filmciler de halkın zevkini memnuniyetle uyguladılar. Filmleri gürültü ile, homurtularla, müzikle ve nihayet şarkı ile doldurdular. Şarkıları filme çekme tekniği geliştikçe film yapımcıları hassas olduklarını fark ettiler. 10 yıl süre ile filmler birkaç yıldızın güzel şarkılar söylemesine neden oldu. Bu çağ, opera komik plakları üzerinde kartpostal çağı halini aldı.

Luigi Pirandello, Rene Clair, Charlie Chaplin ve Poudovkine bu bakımdan haklı idiler. Sesli film yalnız bir düşüş değil, aynı zamanda sinemanın iflası demekti. Yapımcıların en kuvvetli belgesi olan hasılattan söz etmeye değmeyen bazı müesseseler vardı ki, övünmeye değmediği halde, hasılatları diğer birçok müesseselerden çoktu.

Modern Fotoğraf Sanatı 14. Bölüm

Sesli sinema, 1895 – 1900 yıllarında sinema ne ise o oldu. Merakı çeken bir olay halini aldı. 1927’den sonra bir ses kataloğuna benzedi. Renkli filmler Avrupa’da çoğalınca, belki hayret verici İsviçre göllerini, Riviera‘ları, yüzlerce İtalyan ovalarını, Napoli’nin elli kadar manzarası ve karların ortasında Etna‘nın kızıl gözünü görmek mümkün oldu. Derinliğine filmlerde ise çok çeşitli konu ve figürler bulunarak izleyicilerin beğenisine sunuldu.

Bununla birlikte sesli film icat edildiği zaman izlenecek yol basitti. Sinemaya yepyeni bir alet ekliyordu. Resimlerin tonu, montajın durumu ölçülemeyecek derecede zenginleşiyordu.

İlk sesli filmler arasında en çok ilgi çekenler, Frank Capra‘nın 1928’de çevirdiği “Denizaltı gemisi” ile W. S. Van Dyke‘nin “Beyaz gölgeler“i, medeniyetin aşağılığını anlatan “Halk kütlesi“, 1919’da “Aşk faciası“, Jean Crawford’un oynadığı “Andrienne Lecoevreur“, Lon Chaney’in “Gök gürültüsü” ve daha niceleri. 1929’da ortalığı kasıp kavuran ve müziksiz King Vidor’un “Halleluya” sı önemli yapıtlardandır.

Almanya’da 1929’da Fedor Ozep’in çevirdiği “Yaşayan Kadavra“, 1930’da Pabst’ın “1918 Doğu Cephesi” ni, 1931’de yine Pabst’ın “Maden ocağı arkadaşları” takip ediyordu.

Modern Fotoğraf Sanatı 14. Bölüm

Fransa’da sinemacılık birkaç yıl içinde o kadar ilerledi ki, Amerika bile bundan korkmaya başladı. Bununla birlikte burada bazı yapımcıların ticari nedenlerle ortaya attıkları saçma – sapan filmlerden değil, gerçekten bir şaheser olan filmlerden de söz etmek gerekir. Rene Clair, 1932’de “14 Temmuz Bayramı“nı, 1933’de “Son milyarder“i, 1936’da “Satılık hayat“ı, 1939’da çocuklar hakkında “Saf hava” filmini ve bunlar gibi filmleri anmakta gerçekten büyük bir önem vardır.

Canlı ResimlerSinema bazen gereksiz şeylerle uğraşmıştır. Bir piyano önünde ki resimli sinema, bizim bunu görmemizi sağlar. Bir sis içindeymiş gibi flu, muhtelif ışıklar altında sesli ve hareketsiz bir manzara, ufak bir oyunla bir bakarız ki, insan parmakları görünmeden, tuşlar harekete geçer veya piyano ortadan kaybolup tekrar meydana çıkar. Bu gibi çekilmiş bir film canlı resim olmaktan başka bir şey değildir.

Canlı resmin ciddi olarak 17. yüzyılda, bugünkü canlı resim yöntemlerine göre hareketli bir plan üzerinde sihirli fenerin verdiği resimleri kabul edebiliriz. O zaman ki hareketler bir – iki değişikliği kapsıyordu. 19. yüzyılda, fotoğraf daha geç kullanıldığı için hareket üzerinde ki bütün araştırmalar hareketli resimlerle yapılıyordu. Fakat resim yerine fotoğraf’ın kullanılmaya başlanmasıyla canlı resim doğmadan ölmeye mahkum oldu.

Tüm yasal hakları saklıdır!

İlginizi Çekebilecek Yazılar

Türk Anonim Şiiri ve Türkü
Edebiyat, Şiir
1127 paylaşım4985 okunma

Türk Anonim Şiiri ve Türkü

Kriyus Dijital - Eyl 15, 2016

Anonim şiirin, değişik rivayetlerle kendi kendini yenileme kaidesi veya geleneği, Pilvene ile ilgili destanlarda görüldüğü gibi, Estergon üzerine söylenen ve "Estergon dediğin su…

Anonim Şiirimizde ve Türkülerde Görülenler
Edebiyat
14 paylaşım183 okunma

Anonim Şiirimizde ve Türkülerde Görülenler

Kriyus Dijital - Eyl 08, 2016

Yaşanan anonim şiirimizde görülen gelişme veya rivayetler yolu ile çoğalma geleneğini, Plevne savaşından kaynaklanan Plevne veya Osman Gazi destanı zaman akışı içinde ve…

Türk Kültüründe Anonim Şiir
Edebiyat
7 paylaşım217 okunma

Türk Kültüründe Anonim Şiir

Kriyus Dijital - Eyl 08, 2016

Birçok şiirde zeybek tipine dayanan bir kahramanlık havası vardır. Şu örnekle açıklamaya çalışalım. "Bineğidim kır atımın üstüne, Alayıdım da martinimi destime, Beş yüz…

YORUMLAR

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmıyacaktır.

Benzer Kategoriden Yazılar