0 Paylaşım 394 Okunma

Jan Van Eyck

1385 tarihinde doğduğu tahmin ediliyor ama 9 Temmuz 1441 yılında öldüğü kesindir. Burcu konusunda bir bilgi bulunmamakta, doğum tarihinin tam bir kesinlik belirtmemesinden kaynaklı olarak ama belli ki put kırıcı aslan eğilimleri bulunmakta. Milliyeti Flaman. En önemli eserleri arasında liste başına Arnolfini Portresi (1434) konulabilir. Tekniği ise Meşe Pano Üzerine Yağlı Boya tekniğidir. Tarzı ise Kuzey Rönesans stiline hakimdir. Eserlerini görmek için Londra, National Gallery ziyaret edilebilir.

İlk başta Andolfini Portresi sıradan görünür. Kabarık kuyruklu köpek ve kirli ayakkabılar ile tamamlanmış sıcak bir aile sahnesidir. Ayrıntılar ancak daha yakından inceleyince hayat kazanır: bir avizede ışıldayan yansımalar, oyma bir ahşap süs üzerine düşen gölgeler, dışarıdaki bir ağaçta çiçeklenen kirazlar. Ve gözümüz odanın arka duvarına varınca şatafatlı bir Latin yazısıyla şunu okursunuz: “Jan van Eyck buradaydı. 1434

Bu bir imza – tarihin ilk ressam imzalarından biri. Bir ressamın dikkati bu şekilde kendisine çekmesine daha önce rastlanmamıştı. Sanatkarlar isimsiz olan Tanrı‘yı yüceltmek için resim yaparlardı ve gölgeleme, perspektif ya da derinlik gibi şeyler için kaygılanmazlardı. Sonra, bir adam ve kadının köpekleriyle birlikte dinsellikten tamamen uzak bu resmi gökten zembille iner. Gölgeleri, üç boyutlu sunumu ve bir imzası vardır. Bu resim sadece yeni değildi, devrimciydi.

Van Eyck hakkında, Flandres‘da (günümüz Belçikası’nın bir kısmı) doğmuş olduğu dışında pek bir şey bilmiyoruz, ama adama bir şans tanımak gerekli. Ressamlık fikrini icat ediyordu ve kimse biyografisini not etmeyi akıl etmemişti.

Jan Van EyckAdını ilk kez 1422 yılında, Lahey‘de Hollanda Kontu’nun saray ressamı olarak çalışırken duyuyoruz. 1425’te ise Eyck, Burgundy Dükü İyi Philip‘in saray ressamı ve valet de chambre‘ı gibi şeref verici bir mevkiyi elde etti. Philip, van Eyck‘e itibar ediyordu; onu diplomatik görevlere yolladı, çocuklarının vaftiz babası oldu ve dul eşine emekli maaşı bağladı. Dükün kayıtları arasında, ressamın maaşını vaktinde ödemedikleri için personelini azarladığı bir mektup da var. Van Eyck‘in bilinen ilk resimlerinden biri, aynı zamanda en meşhur resimlerinden biridir. Gent Mihrap Resmi, Gent’teki St. Bavo Katedrali için yapılmış muazzam boyutta, çok panolu bir resimdir. Resme Hubert Van Eyck‘in başladığı, fakat 1432 Ocak’ında bitirildiğini belirten bir yazısı da vardır. Hubert hakkında hiçbir şey bilmiyoruz, oysa yazı, sanatta “kimse daha büyük değildi” iddiasında bulunuyor. Tarihçiler onun Jan‘ın ağabeyi olduğuna inanıyorlar.

Süslü mihrap resmi, yüzyılların resim geleneğini reddeder. Düz, simgesel bir temsil yerine, daha önce eşine rastlanmamış bir üç boyutluluk duygusuna ulaşır, özellikle de ışık ve gölgenin resmedilmesi yoluyla. Van Eyck, tempera (yumurta bazlı) yerine yağlıboya bazlı boyaları seçerek, rengin kullanımında da devrim yarattı. Yağlıboyalar yarı saydam renkler yaratmak için kat kat sürülebilir; aynı zamanda ağır ağır kuruyarak, rötuş yapmaya izin verirler. (Michelangelo yağlıboyayı bunun için sevmezdi – onun muhallebi çocuklarına mahsus olduğunu düşünürdü.) Sonucu daha fazla derinlik, parlaklık ve daha fazla kontroldür.

Bu nokta bizi gene van Eyck‘in en meşhur tablosu, 1434 tarihlli Arnolfini Portresi‘ne getiriyor. Adam, kenarları kürkle çevrili bir pelerini sırtına geçirmiş, koskocaman, yumuşacık bir siyah şapka takmış (Burgundy‘nin çok bilmiş ekibi için olmazsa olmaz bir şeydi); kadın başına beyaz bir başlık takmış, yeşil elbise ve mavi bir içlik giymiş. Arkadaki duvarda, süslü bir çerçevede yuvarlak, dışbükey bir ayna asılı; pencereyi, çifti ve en şaşırtıcı, kapı girişinde, tam da odanın içine bakıyor olsanız duracağınız yerde duran ve hayal meyal görülen iki figürü yansıtıyor. Aynanın üstünde ise o garip imza var: “Jan van Eyck buradaydı.

Jan Van EyckBu resmi önemli kılan nedir? Öncelikle, dini olmayan konusu. Bunlar aziz, din kurbanı, hatta kraliyet ailesi mensubu değil, sıradan insanlar. İkinci olarak da, gerçekçilik sıra dışı. Pencerelerden içeri ışık sel gibi akıyor, kadının yüzünü yumuşak alevle yıkıyor. Adamın cüppesinin kürk süsleri yumuşacık ve kabarık görünüyor; pencere eşiğindeki portakalın kabuğu da gamzeli gibi. Resmin kimi ve neyi gösterdiği soruları halen cevaplanmamış durumda. İlk envanterlerde Hernoul le Fin diye bir adamın portresi olarak tanımlanmıştı ve on dokuzuncu yüzyıl alimleri du bunu Bruges’te çalışan İtalyan dokuma kumaş taciri Arnolfini ailesinin adına bağladılar. Yüzyılı aşkın süre, resmin Giovanni di Arrigo Arnolfini ile karısı Giovanna Cenami‘yi gösterdiğine inanıldı, ta ki çiftin resmin üzerindeki tarihten on üç yıl sonra evlendiği anlaşılana kadar. Alimler şimdi ikiye ayrılmış durumda. Kimi resmin Giovanni ile önceki bir eşini gösterdiğine inanırken, kimine göre de resim bambaşka bir Arnolfini‘yi gösteriyor.

Ressamların Kralı Van Eyck‘in 9 Temmuz 1441’deki ölümünden sonra, ünü “ressamların kralı” olarak Avrupa‘ya yayıldı. Onun geleneğinin en büyük mirasçılarından biri, ışığa boğulmuş, orta sınıf iç mekanları bu van Eyck mirasına çok şey borçlu olan on yedinci yüzyıl Flaman ressamı Johannes Vermeer‘dir (1632 – 1675). Van Eyck kendinden sonra gelen ressamlara, kendi önemlerinin daha fazla farkında olma hissini de bağışladı. Eserlerinin hepsinde, imzasına dikkat çeker; hatta bazı resimler, “beni Jan van Eyck yaptı” diye ilan eder. Hakkında fazla şey bilmiyor olabiliriz ama, göze çarpan imzası, onun ressam olarak kendi önemine inandığını ima ediyor. Arnolfini Portresi‘ni gören çoğu kişinin ilk tepkisi, “Vay canına, bu kadın sahiden de hamile!” olur. Bunu da daima kıs kıs gülme izler, çünkü bu resmin bir evliliği ya da daha beteri, bir nişanı gösterdiği varsayılır. Yoksa söz konusu olan tüfeğin tetiğinin ucundaki bir evlilik midir? Anlaşılıyor ki hanım sadece günün modasına göre giyinmiş. 1400’lü yıllarda elbiselerin önünde öylesine çok miktarda fazladan kumaş varmış ki, kadınların sadece yürümek için bile kaldırması gerekirmiş. (Bunu gülünç buluyorsanız, size iki kelime söyleyeceğim; bacak ısıtıcıları.) Bu yüzden de sırf sancılarının başlamasına beş dakika kalmış gibi bir hali var diye Bayan Arnolfini’nin hamile olduğunu varsayamayız.

Usta sanatçı mı, usta hilekar mı? Modern kuramcılar Jan Van Eyck‘in gerçekçiliğinin aslında düpedüz aynalarla yapıldığını iddia ediyor: Bir dışbükey aynayı stratejik olarak yerleştirmek suretiyle, duvara vuran biçimleri kolaylıkla çizebilirdi.

Jan Van EyckVan Eyck‘in eserlerinde aniden beliren gerçekçilik birçok kuramla açıklanmaya çalışılmıştır ama en devrimci olanı, çağdaş İngiliz ressam David Hockney ile fizikçi Charles M. Falco‘nun önerdikleri kuramdır. İkisi, van Eyck’in neredeyse fotoğraflık görüntüleri için eğimli aynalar ve küçük mercekler kullandığını ileri sürüyorlar. Kuramlarının kanıtı, Arnolfini Portresi‘nde belli başlı bir rol oynuyor: iki figür arasındaki dışbükey ayna. Eğer ayna içbükey tarafa çevrilmiş olsaydı, bir duvara görüntü yansıtmakta kullanılırdı ve van Eyck de sonra bunu çizerdi. Hockney, 2001’de çıkan kitabı Secret Knowledge: Radiscovering the Techniques of the Old Masters – Gizli Bilgi: Eski Ustaların Kayıp Tekniklerini Yeniden Keşfetmek‘te, aynalar ve mercekler teknolojisinin van Eyck’in döneminde gayet iyi bilindiğini öne sürüyor. Mercek kullanmak perspektifte hafif kaymalarla sonuçlanacağı için, Hockney ve Falco resimlerde  bu kaymaları aradılar – kanıt bulduklarını da iddia ediyorlar. Başka hiçbir kuramın, sanatta gerçekçiliğin hızlı gelişimini açıklamadığını da iddia ediyorlar. Neden hiçbir çağdaş kayıtın van Eyck ya da onunla aynı çağdakilerin aynalarla oynamasını anlatmadığını açıklamak için de, Hockney ve Falco, ressamların bu tekniği bir meslek sırrı olarak saklamış olacağı cevabını veriyorlar. Sanat tarihçileri genelde Hockney’in fikirlerine burun kıvırmıştır. On beşinci yüzyıl camlarının berrak görüntüler vurmayacak kadar kusurlu olduklarını ve projeksiyon fikrinin bile Rönesans düşüncesine yabancı olacağını söylüyorlar. Üstelik, hiçbir Rönesans resim risalesi optik biliminden söz etmiyor. Tartışma sürmekte.

Gent Mihrap Resmi‘nin 1950 – 1951’deki restorasyonu, pek çok rötüş ile kötü yapılmış restorasyonu ortaya çıkardı, sanat uzmanları da hasarı silmeye çalıştı. Resmin röntgenlerini incelerken, Tanrı’nın Kuzusu imgesinin aşırı şekilde yeniden boyandığını, özgün kuzunun beceriksiz bir taklit altında kaldığını buldular. Restoratörler eski kuzuyu ortaya çıkarma çalışmalarına kuzunun kafasından başladılar, ancak Gent halkı sabırsızlandı ve mihrap resimlerini geri istedi. Restoratörlerin de, restorasyonu tamamlamadan resmi geri vermek dışında seçeneği kalmadı. Bugün kuzuya yakından bakarsanız eğer, iki değil dört kulağı olduğunu görürsünüz.

Tüm yasal hakları saklıdır! (Sanatçıların saklı kalmış bilgileri)

İlginizi Çekebilecek Yazılar

İnhibitörler (Engelleyiciler)
Biyoloji
0 paylaşım1403 okunma

İnhibitörler (Engelleyiciler)

Esra Şahin - Nis 01, 2018

Bitkilerin pek çoğu doğal olarak gelişmelerini önleyen, ancak doğal savunma mekanizmalarının parçası olan kimyasal bileşikler üretmektedirler. Ürettikleri bu maddeler, kimi zaman ananas bitkisindeki…

Karl Barth (İsviçreli Kalvenci 1886 – 1968)
Biyografi, Din
0 paylaşım1062 okunma

Karl Barth (İsviçreli Kalvenci 1886 – 1968)

Esra Şahin - Nis 01, 2018

Hiç de öyle eğlenceli değil. Yeni başlayanlar için söyleyelim, bir önceki yüzyılın, insan ile Tanrı‘yı aşağı yukarı aynı kefeye koyup insanoğlunun ilerleyişi üzerine…

Paul Tillich (Alman Lutherci 1886 – 1965)
Biyografi
0 paylaşım1312 okunma

Paul Tillich (Alman Lutherci 1886 – 1965)

Esra Şahin - Nis 01, 2018

Paul Tillich (ABD’ye Yerleşmiş Alman Mülteci, Lutherci) Tepeden tırnağa modern ve biraz da insan. Paul Tillich teoloji, insan sorar Tanrı yanıtlar formatına sahip,…

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmıyacaktır.

Benzer Kategoriden Yazılar