0 Paylaşım 154 Okunma

Albrecht Dürer

21 Mayıs 1471 doğum olarak belirtilmiş, 6 Nisan 1528 ise ölüm olarak kayıtlara geçmiş görülüyor. Burcunun İkizler burcu olduğu görülüyor, milliyetinin ise Alman kökenli olduğu, en önemli çalışması ise Şövalye, Ölüm ve Şeytan (1513). Tekniği ise Gravür‘dür. Tarzı Kuzey Rönesansı, eserini veya eserlerini görmek istiyorsanız birkaç yere gitmeniz gerekiyor, aralarında London University College, San Francisco Güzel Sanatlar Müzeleri ve New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi de var.

Bir marka inşa edin. Şöhret sahibi olun. Bir marka ve sonuna kadar tanıtın. Piyasaya istediğini verin ve satmak, satmak, satmak için hiçbir fırsatı kaçırmayın. İş dünyasında böyle ilerlersiniz. Albecht Dürer de sanatta böyle ilerledi. Dürer kendini iletişim ağına böyle dahil etti, böyle görüşmeler sürdürerek kendini Rönesans yığınının tepesine böylece çıkardı, Kuzey Avrupa’da İtalya’da Michelangelo‘nunkine rakip bir üne kavuştu. Statüsü büyük ölçüde usta işi gravürler ile ağaç baskılara dayanmıştı, yani kitle dağıtımına fevkalade uygun teknikler.

Ama iş dünyası hakkındaki onca bilgisine rağmen Dürer, kendini bir ticaret adamı değil, sanat adamı olarak görürdü. Sanat dehası kavramını Almanya‘ya getirdi – ancak, sonuç itibariyle sanatçıyı yüceltmesi pek de incelikli olmayan bir kendini tanıtma meselesiydi. İmgenin değerini biliyordu ve kendisininkini işlemek işlemek için zaman ve enerji harcadı.

Albrecht Dürer, kuyumcu Büyük Albrecht Dürer ve karısı Barbara’nın on sekiz çocuğundan biriydi, sadece üç tanesi çocukluğu sağ salim geride bırakabildi. Eğitimini tamamlayıp, belli başlı bir pirinç ustasının kızıyla evlendi, Venedik’te İtalyan sanatı okuduktan sonra, hırslı genç Albrecht Dürer, 1496’te, yirmi dört yaşındayken kendi atölyesini kurdu ve çok geçmeden Nüremberg düşünür takımının yerleşik büt üyesi oldu. Dürer‘in, çoğu tanınmış hümanist bilginler olan yeni arkadaşları, işine sadece zanaat değil de liberal sanatlardan biri muamelesi etmesi için ona ilham verdiler.

Albrecht DürerBu arada Dürer atölyesinde baskının potansiyelini araştırdı. Tahta baskılardan ya da gravürlerden yapılan baskıların taşınabilir nitelikte ve makul fiyatlarda olması, onları yeni filizlenen, evleri ile işyerlerini süsleme ppeşindeki orta sınıf için ideal bir ürün haline getirmişti. Ama Dürer, baskı resmi uluslararası bir girişim haline getirecek öngörüye sahipti. Bir müşteri ya da bir basımcının iş önerisiyle ona gelmesini beklemektense, popüler konular üzerine baskılar tasarladı ve üretti. Sonra da işini Avrupa‘da tanıtmak üzere satıcılar tuttu. Çok geçmeden Dürer baskıları Rotterdam‘dan Roma‘ya kadar duvarlara asılmıştı. Gravürü de araştırdı. Özellikle de içinde tehdit edici bir peyzajda at üstünde seyahat eden kararlı bir şövalyeyi gösteren Knight, Death, and the Devil – Şövalye, Ölüm ve Şeytan‘ın (1513) da aralarında olduğu üç “ustaca baskısı”nda. Ölümün iskeletimsi figürü, gölgeli bir sarp kayalığın yanında solgun dururken, çok boynuzlu keçi benzeri bir yaratık olan Şeytan, dağınık ağaç kökleri arasında pusuya yatmıştır. Dürer bu dini eseri tamamlarken, Katodik Kilisesi‘nde kaynayan anlaşmazlığın pekala farkındaydı. Skandalla sarsılan ve yozlaşma belasına yakalanmış Kilise, kolay bir hedef oluşturuyordu, 1510’larda eleştiriler de yeni düzeylere erişti. Dürer bu eleştirileri yapanların bazı önde gelenlerini tanıyordu, ki aralarında en ünlü hümanist, Rotterdamlı Erasmus da vardı. (Erasmus’un yazdığı Hıristiyan Askerin Elkitabı, Şövalye, Ölüm ve Şeytan için ilham kaynağı olmuş olmalı.) Bunun için de 1517’de Wittenberg’de Martin Luther adlı bir keşiş, günah için önerilen kefaretin niteliği ve papanın yetkisi konularında Kilise öğretilerine meydan okumaya başlayınca, Dürer’in ilgisini ifade etmesine şaşmamak gerek. Dürer, Luther‘in Doksan Beş Tez’ini Almanca‘ya çevrildikten hemen sonra okudu, daha sonra, nihayetinde Protestan Reformu‘na giden münakaşaların içine daha derinlemesine çekilecekti. 1520’de Dürer, yeni Kutsal Roma İmparatoru V. Charles‘ın taç giyme törenine katılmak için Hollanda’ya seyahat etti ve yolda, hayatının geri kalanı boyunca başına dert olacak bir hastalığa (muhtemelen sıtmaya) tutuldu. Nüremberg’e dönünce sanat üzerinde birkaç risale tamamladı, bu metinlerin mesleğinin statüsünü yükseltmek açısından elzem olduğuna inanıyordu. Boyuna depreşen ateş yüzünden haftalar süren işkencenin ardından 6 Nisan 1528’de öldüğünde, henüz elli yedi yaşında bile değildi. Kuzey Avrupa’dan doğru üzüntü ifadeleri geldi ve Luther, “Böylesine mükemmel bir adam için ağlamak hem doğal, hem doğrudur,” diye yazdı.

Dürer ölünce adeta aziz statüsüne büründü. Cenazeden üç gün sonra bedeni mezardan çıkarıldı, bir ölüm maskesi yapıldı; hayranları bu fikri İtalya’dan almıştı, ama hiç değilse orada maskeler gömme işleminden önce yapılıyordu. On dokuzuncu yüzyılda Dürer şenlikleri aldı yürüdü, 1840’ta da Nüremberg’de sanatçının anıtsal bir bronz heykeli dikildi; üzerinde şu yazar: “Peder Dürer, bizi kutsa ki biz de senin gibi Alman sanatını gerçekten el üstünde tutalım, mezara kadar rehber yıldızımız ol!

Albrecht Dürer1920’li yıllarda Naziler, Dürer’i, “Alman ressamların en Alman‘ı” diye (babası Macaristan’da doğduğu halde) bağırlarına bastılar ve onun kendi portrelerinden birini dergileri Volk und Rasse – Halk ve Irk‘a koydular. Nüremberg belediye başkanı, Hitler‘e, Şövalye, Ölüm ve Şeytan’ın özgün bir baskısını sundu ve Nazi ressam Hubert Lanzinger, Hitler’i zırhlı şövalye olarak gösteren bir resimle, o kadar tüyler ürpertici olmasa aptalca denecek bir eserle, Dürer’in gravürünü akla getirdi. Soğuk Savaş yıllarında hem Doğu, hem de Batı Almanya onun mirası üzerinde hak etmek için savaşırken, Dürer’in şöhreti zarar görmeden kaldı.

Bugün, büyük sanat eserleri ile aramızda sadece bilgisayara yükleme varken, Dürer‘in kendi çağındaki etkisini değerlendirmek zor. Daha önceki ressamların eserleri hemen hemen sadece ya kiliselerde ya da zenginlerin evlerinde bulunuyordu. Buna karşılık Dürer’in baskıları satmak üzere fiyatlandırılmıştı ve orta sınıf ailelerin çoğu onları alabiliyordu. Bununla Dürer‘in sanatı ucuzlattığını kastetmiyoruz. Tam tersine. Ressamın statüsünü zanaatkardan entelektüele çıkarmak için zahmetlere girdi. Ama Dürer büyük bir ressamsa eğer, aynı zamanda da şaşırtıcı bir işadamıydı ve bugün olsa kuşkusuz mallarını dünyanın dört yanında evden alışveriş edilen iletişim ağlarında pazarlıyor olurdu.

Thomas Kincade‘in habercisi olan Albrecht Dürer, kitlelere hitap eden popüler baskılar tasarlayıp üreterek mallarını pazarladı.

Dürer kendi portrelerinin ilkini tamamladığında henüz on üç yaşındaydı ve hem çizimlerin hem de yağlıboyaların konusu olarak kendi imgesine defalarca döndü. Daha sonraki yağlıboyalarından biri, 1500’lerden bir tanesi, şaşırtıcıdır. On sekiz yaşındaki Dürer kendini tam cepheden gösterir, yaslı ifadesiyle doğrudan doğruya izleyiciye bakar ve saçı omuzlarına dökülür. Yanılmak mümkün değil – İsa‘ya benzer. Kasıtlı olarak yapılmıştı, ama dine hakaret kasıtlanmamıştı doğrusu. Dürer izleyicilerine, bütün insanlar gibi kendisinin de Tanrı’nın suretinde yaratıldığını (İncil’e göre) hatırlatmak istemişti. Elbette, Dürer‘de her zaman olduğu gibi, sanatsal seçimin arkasında iş dürtüleri gizliydi. Bu resim, becerilerini göstermenin harika bir yoluydu, satış sloganını da hayal etmek kolay: Eğer kendimi Tanrı’nın Oğlu‘na benzetebilirsem, düşün hele, senin için neler yaparım!

Albrecht DürerBaşarılı her işadamı gibi, Dürer de sahtecilikten korkardı. Gerçek bir tehdit, çünkü o sıralar başka bir ressamın eserini kopyalamak yasadışı değildi. Sanatını korumaya önce monogramını, artık meşhur olan ve daha büyük bir A’nın “bacakları” arasına sığınmış D – bütün baskıları ile resimlerine ekleyerek girişti; aslında, ilk ticari markayı yarattı. Ne yazık ki, monogramı taklit etmek de aynı derecede kolaydı ve şöhretini artırmaya faydası olsa da, eserlerini koruma açısından, monogram pek işe yaramadı. Hatta Dürer, eserlerini koruma açısından, monogramıyla işaretleyen ve izinsiz basan Venedikli ressam Marcantonio Raimondi’ye karşı yasal işlem yürütmek zorunda kaldı. Dürer’in sonraki adımı, İmparator Maximilian’dan özel bir imtiyaz olarak, ilk telif hakkını koparmasıydı. Bu yeni hakkını 1511’deki gravürü Life of the Virgin – Bakire’nin Hayatı‘nda ilan etti. Durun! Sizi dalavericiler, çalışmaya yabancı olanlar ve başkalarının beynini çalanlar. Düşüncesizlik edip de hırsız ellerinizi benim eserlerime uzatmayın. Sakın ha! Benim muhteşem İmparator Maximilian’dan, imparatora ait topraklarda hiç birinin bu gravürlerin uyduruk taklitlerinin baskısını yapmaya ya da onları satmaya izni olmadığı yolunda bir imtiyazım olduğunu bilmiyor musunuz? Dinleyin! Ve aklınızda tutun ki, eğer garez ya da tamahkarlık yüzünden bunu yaparsanız sadece mallarınıza el konmakla kalmayacak, bedenleriniz de hayati tehlike içinde olacak. Belki de Hollywood, DVD’lerdeki telif hakkı uyarılarının nasıl olacağını yeniden düşünmeli, ama muhtemelen onlara da, Dürer’e ne kadar faydası olduysa o kadar faydası olur. Yani hiç.

Dürer‘in en kalıcı eserlerinden bazıları en basit olanlarıdır. Bugün suluboyayla yaptığı bir tavşan, özenli mihrap resimlerinin hepsinden daha popülerdir ve 1515 tarihli gergedan ağaç baskısı, sadece hoş olmakla kalmadı, etkili de oldu. Dürer, benekli zırha sahip hantal bir yaratık olan gergedanını, hayvanı bir kez bile görmemiş olduğu halde yaratmıştı. Gravürüne, Lizbon’a yerleşmiş bir işadamının eskizi temel almıştı. Lizbon sakinlerine, Cambray (şimdi Gujarat) Sultanı’ndan Portekiz Kralı‘na armağan olarak gönderilen Hint gergedanını görme şansı sunulmuştu. Dürer’in, hayvanın anatomisini resmedişinin gerçeğe uymayan birçok yanı olduğunu bilsek de, ok sekizinci yüzyıla kadar gerçekçi olarak kabul edilmişti.

Tüm yasal hakları saklıdır! (Sanatçıların saklı kalmış bilgileri)

İlginizi Çekebilecek Yazılar

Türk Anonim Şiiri ve Türkü
Edebiyat, Şiir
1127 paylaşım4987 okunma

Türk Anonim Şiiri ve Türkü

Kriyus Dijital - Eyl 15, 2016

Anonim şiirin, değişik rivayetlerle kendi kendini yenileme kaidesi veya geleneği, Pilvene ile ilgili destanlarda görüldüğü gibi, Estergon üzerine söylenen ve "Estergon dediğin su…

Anonim Şiirimizde ve Türkülerde Görülenler
Edebiyat
14 paylaşım185 okunma

Anonim Şiirimizde ve Türkülerde Görülenler

Kriyus Dijital - Eyl 08, 2016

Yaşanan anonim şiirimizde görülen gelişme veya rivayetler yolu ile çoğalma geleneğini, Plevne savaşından kaynaklanan Plevne veya Osman Gazi destanı zaman akışı içinde ve…

Türk Kültüründe Anonim Şiir
Edebiyat
7 paylaşım249 okunma

Türk Kültüründe Anonim Şiir

Kriyus Dijital - Eyl 08, 2016

Birçok şiirde zeybek tipine dayanan bir kahramanlık havası vardır. Şu örnekle açıklamaya çalışalım. "Bineğidim kır atımın üstüne, Alayıdım da martinimi destime, Beş yüz…

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmıyacaktır.

Benzer Kategoriden Yazılar